Dijital Dünya (Matrix) Tanıyalım (Dr. Mustafa Merter)
Matrix, Hollywood yapımı bir film dizisinin adıdır. 1999 yılında ilk bölümü, 2003 yılında da ikinci ve üçüncü bölümleri yayınlanmıştır. Filmin konusu, insan ruh ve bedeninin birbirlerinden ayrılıp; beden, bir makinada canlı tutulurken rûhun bir bilgisayar programına yüklenmesidir. Filmin kahramanı Neo, Morfeus adlı bir bilgenin yardımıyla, tutsak insanları kurtarmaya, gerçekle buluşturmaya çalışır.
“Ekran bağımlılığı” kavramı, akıllı telefonları (veya diğer teknolojik cihazları) kullanım oranının ciddi bir boyuta (eksikliğinde yoksunluk belirtilerinin görülmesi derecesine) ulaşmış olduğunu ifade ederken; “Matrix sendromu”, özellikle akıllı telefonlarla düzenli temas halinde olan herkesi tesiri altına alan ve belli riskler taşıyan bir tehlikeye işaret ediyor.
İNTERNET VE TAŞINABİLİR İLETİŞİM ARAÇLARI BAĞIMLILIĞI
Anlaşılan, son 50 senedir insan zihni istila hâlinde. Yenilik, modernizm, ilerleme vs. tanımları altında usulca ama nesilden nesile artan bir şekilde, Matrix’in sanal dünyasına hapsoluyoruz; hem de kendi rızamızla, güle oynaya… İnternet bağımlılığı da birçok araştırmanın gösterdiği gibi değişik açılardan insana zarar veren bir bağımlılık; ama alt gruplarının olması tanıyı güçleştiriyor.
Bu gruplara örnek verecek olursak;
✔ İnternet oyunları bağımlılığı
✔ Kumar bağımlılığı
✔ Pornografi bağımlılığı
✔ Müstehcen iletişim bağımlılığı (hat üzerinden flört vs.)
✔ Sosyal paylaşım ağları bağımlılığı (communication addiction disorder /facebook, twitter)
✔ Sinema filmleri izleme bağımlılığı
✔ Haber bağımlılığı
✔İnternet üzerinden alışveriş bağımlılığı
Sanal Bağımlılığın Nöro-biyolojik ve Nöro-anatomik Nedenleri
Dopamin etkisi
Bazı düşünce, duygu ve davranışlardan hoşlanma, haz alma demek, beyin merkezindeki belirli merkezlerin “dopamin” ve benzeri hormonları (aslında nörotransmiterleri) salgılaması demektir. İnternet üzerinden bize ulaşan verilerin bu kadar çekiciliği varsa, beynimiz daha fazla “dopamin” salgılıyor mânâsına gelir. Fakat insan yapısı gereği, sadece faydalı alışkanlıklar değil; sigara, esrar, alkol gibi zararlı olanlar da aklı mantığı yenerek haz ve keyif verirler. İnternet üzerinden ardı ardına gelen veri ve enformasyon akışı da merakımız tatmin olduğu için bizlere “dopamin duşu” yaşatır; bu sebeple bağımlı oluruz.
İnsanın bu zaafını bilen A. Cooper ve R. Brown adlı nörobilimciler “Dopamine Labs” adlı bir şirket kurup dopamin salgılanmasını azami seviyeye çıkartacak bilgisayar programları yazıp Facebook’a ve App Store’a pazarlarlar.
Amaç, insan beynini tuzağa düşürüp (brain-hacking), yani aşırı ilgi çekip mümkün olduğunca fazla para kazanmaktır.
Eğer bir bağımlılık (alkol, esrar, nikotin vb.) mevcutsa haz ve ödüllendirme sistemi devreye giriyor demektir. Dopamin, noradrenalin ve endorfin ifrazatında, belki bugünkü teknolojik imkânlarla ölçmekte zorlandığımız bir değişiklik/ artış söz konusu.
Dopamin, isteği (wanting) tetiklerken; endorfinler haz hissettirir (hoşlanma).
Renk, ışık gibi görsel uyaranlar ve ses, tonalite farklılıkları, yani tabiî durumda olmayan bir duyusal yüklenme (sensory overload), tolerans oluşturur ve bağımlı kılar. Ayrıca bu uyaranların haber niteliği, yine normalüstü bir haberleşme ihtiyacına işaret eder.
Ve bu haber fazlası da bir çeşit haz uyandırır. Nöro-anatomik açıdan bakarsak, yukarıda temas ettiğimiz limbik sistemin bazı mahallelerinde, sokaklardan daha fazla dopamin ve endorfin akıyor demektir.
İnternet Nesli Hakkında Bazı Değerlendirmeler ve Meta-analiz Sonuçları
Bu bölüm, Mustafa Merter’in, J. Twenge’nin i-Nesli adıyla Türkçe’ye çevrilen kitabına yazdığı önsözdeki bilgilerle oluşturulmuştur. Meta-analiz sonuçları, i-Nesli kitabından edinilmiştir.
Gerek istatistiksel gerekse deneysel veriler, sosyal medya ve elektronik aygıt kullanımı ile yalnızlık, mutsuzluk, depresyon ve intihar riskinin artması arasında ilişki olduğunu gösteriyor.“
Dr. Jean Twenge /Psikoloji Profesörü, i-Nesli kitabının yazar
İnternet Nesli Kimdir?
“İnternet nesli” yani 1995’ten sonra doğanlar, daha önceki nesillerde hiç görülmemiş oranlarda bir değişiklik yaşıyor: davranışları, boş zamanı değerlendirme biçimleri, dînî ve mânevî yönelimleri, cinsellikleri, sosyal ve politik faaliyetlere katılımları önceki nesillere göre tamamen farklı. En önemlisi; bu nesil, son senelerin en vahim psikolojik krizi ile karşı karşıya. 2011-2012 yılından itibaren (ABD’de cep telefonunun yaygınlaşmaya başladığı tarih) kaygı, depresyon ve intihar oranları ciddi derecede artmış durumda. Bir önceki nesil (“Ben nesli“) ile bu neslin arasındaki en önemli fark, öz-değerlilik duygusu. Depresyon, kronik kaygı gibi ağır patolojilerin bir giriş kapısı olan öz-değersizlik duygusu, 14-16-18 yaş grubundaki ergenlerde 2012 yılından itibaren görülmeye başlıyor. Özellikle kızlarda ciddi bir depresyon dalgası tsunami etkisinde oluyor.


Yorum Ekle